Sevda Yolu

لا إله إلا الله محمد رسول الله
 
AnasayfaSSSAramaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Modern Munafıklık veya Amerikancı İslam (1 Bölüm)

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
MUHAMMED TAHSİN



Mesaj Sayısı : 19
Kayıt tarihi : 14/03/08

MesajKonu: Modern Munafıklık veya Amerikancı İslam (1 Bölüm)   14th Haziran 2008, 17:58

Günümüzde gerek sıcak, gerek soğuk savaş şeklinde nice coğrafyalarda tüm şiddetiyle sürmekte olan hak-bâtıl mücâdelesi, aslında ilk insandan başlayıp son insana, yani kıyâmete kadar sürecek olan İlâhî bir kanun, Rabbânî bir cilvedir.

Allah (c.c.) nâmına yeryüzünü ıslah edecek halife olarak yaratılan insan, çok kısa bir zaman sonra bâtıl savaşçısı Şeytanın hileli savaşıyla karşılaşmış ve halife olmanın, hak cephesinde Allah'ın askeri olarak savaşta yer almanın eğitim ve imtihanından geçmiştir. İnsanlık (ve İslâmlık) tarihi, peygamberlerin veya vârislerinin komutanlığındaki \\"hak\\"la, tâğutların komutanlığındaki \\"bâtıl\\" savaşının görüntüleri, teferruâtı farklı; cephe ve asılları aynı olan bu mücâdele olaylarından başka bir şey değildir.

Bir müslüman için, bu savaşta tarafsız kalma, savaşın zorluklarından kaçarak sulhu isteme, barışçı ve insancıl(!) olma tercihi sözkonusu değildir. O, şeytanın askerleriyle, tüm hayatı boyunca savaş içinde olacaktır. Tâ ki, fitne yeryüzünden tümüyle kalksın ve din tümüyle Allah'ın olsun (8/Enfâl, 39; 2/Bakara, 193).

Mü'min bu savaşta mutlaka safını seçmek zorundadır. Çünkü hakkın safında yer almayan, bu tavrıyla bâtılın safında seçmiş kabul edilecektir. \\"İman edenler, Allah yolunda savaşır, kâfirler de tâğut yolunda savaşırlar. O halde siz şeytanın dostları ile (kâfirlerle) savaşın. Muhakkak ki şeytanın hilesi zayıftır.\\" (4/Nisâ, 76)

Sıcak savaşın (canla cihadın) terk edildiği, bununla birlikte \\"ben de müslümanım\\" diyen insanların resmî nüfusa göre çoğunlukta olduğu topraklarda bu savaş, günümüzde \\"hakiki İslâm\\" ile \\"sahte İslâm\\" arasındaki savaşa dönüştü. Evet, T.C. ve benzeri memleketlerde Kur'an ve Sünnet çizgisindeki inkılâpçı müslümanların karşısında, yine kendisini müslüman; savunduğu ve koruduğu şeyleri de İslâm diye takdim eden zihniyet vardır. İslâm'ın ve müslümanların karşısına erkekçe çıkılmıyor. Müslümanın eğer birazcık ferâseti, azıcık basîreti varsa, hemen sahteliğini teşhis edebileceği şekilde İslâm maskesi takarak bâtıl, hak adı ve görünümüyle hakkın karşısına olanca zulüm ve istibdâdıyla çıkıyor. Bu maske yırtılmadan, altındaki iğrenç yüz teşhir edilmeden, halkın kıyâma katılmasına, hakiki İslâm safında yer almasına imkân ve ihtimal yoktur. Kıyâmın önündeki en önemli engel, bu sahte müslümanlar ve bu sahte İslâmlardır.

Nâsır'lar, Kaddâfi'ler, Ziyaülhak'lar, devleti ele geçirinceye kadar hep bu maskeyi takmışlar, durumlarını kuvvetlendirinceye kadar tâvizsiz İslâm inkılâpçısı geçinmişler, oyunlarını sürdürebilmek için zaman zaman kullanmak üzere bu maskeyi yanlarında hazır bulundurmayı ihmal etmemişlerdir. Çağın en büyük tâğutu bile, T.C. topraklarında önce kurtarıcı ve İslâm savaşçısı rolünü oynamış, hutbeler okumuş, meclisi duâlarla açmış, sarıklı hocaları lâzım olduğu yerde kullanmak üzere yanından eksik etmemiş, halkı kandırdıktan, yerini sağlama aldıktan sonra maskesini çıkarmış, fakat yine de dobra dobra ve halkın anlayacağı dille İslâm'a karşı küfür safında yer alarak savaş açtığını hiçbir zaman söylememiş, fakat \\"din nâmına\\" diyerek nice keferelikler yapmıştır. Afganistan'ın Rus keferesi tarafından işgâlinden sonra bile aynı oyun oynanagelmiştir. Necibüşşeytan ve ondan önceki Rus kuklaları devamlı câmi inşâ ettirmişler, Diyânet teşkilatlarına büyük çapta bütçeler ayırmış, müftü, vâiz ve imamlara çokça yardımlar etmiş, mücâhidlerin vatan hâini olduğunu, ülü'l-emrin kendisi olduğunu vb. anlatmak şartıyla, hatta T.C.'den daha avantajlı bir şekilde onlara hizmet(!) imkânları vermiş, kendisi de sık sık \\"Allah\\", \\"din\\", \\"saygılıyız\\" gibi kelimeleri ağzına yerleştirmekten geri durmamıştır.

Bu oyun, T.C. topraklarında daha zengin mizansenlerle oynanmaktadır. Bugün, cihadı reddedip çağdışı kabul eden, İslâm nizamına irtica adıyla acımasız savaş açan, İslâmî tesettüre en hayâsız bir şekilde saldıran devlet başkanı, bu İslâm düşmanlığını, yine Kur'an'dan âyetler okuyarak yapma gereği duyuyor. Asr-ı saâdet ruhuna ve o günkü örnek müslümanların bir araya gelerek cemaat ve devlet oluşturdukları, cihad aşkıyla tüm dünyayı unutacak hale geldikleri câmii ve cemaat ruhu, devlet ve cihad ruhu, başka yerde değil; öncelikle câmii denilen mescid-i dırarlarla öldürülüyor.

Bugün din, din adına tahrip ediliyor. Din adına, ehl-i sünnet adına İslâm'ın devlet ve şeriat anlayışına en büyük düşmanlıklar yapılıyor. Radyo ve T.V. deki din programlarıyla hakiki İslâm'a en büyük iftiralar atılıyor. Din, önce câmilerde sonra dinin öğretildiği okul ve din dersi ve dinle ilgili programlarda kâfirlerin ve düzenlerinin hizmetine sunuluyor.

Din dersleriyle putlar ve putçu düzenler gençlere sevdiriliyor. Kur'an Kurslarında ve İmam-Hatip Liselerinde, İlâhiyat Fakültelerinde bu uzlaşmacı, tâvizci, Amerikancı İslâm'ın askerleri yetiştiriliyor. İslâmî cihad ve kıyâma, tâğutlarla mücâdeleye, câhil halktan önce Diyanet karşı çıkıyor.

Küfre ve küfrün tüm kurumlarına, din ve dinî kurumlarla yardım ediliyor. Öyle ki, futbolda dünyada daha ileri sıralar almak isteyen milli takıma yardım amacıyla spordan sorumlu devlet bakanı, Diyanet İşleri Başkanıyla görüşmeler yapıyor. Yarın cami kürsüleri ve minberlerinden \\"nasıl gol atılır, rakip oyuncu ofsayda nasıl düşürülür, millî ve dinî heyecanla nasıl başarılı olunur, bu konular anlatılabilir; yıllardır ağaç nasıl dikilir, veremle savaş nasıl yapılır konuları, trafik dersleri anlatıldığı gibi.

Allah'la harbetme kabul edilen fâiz, hac için Diyanetin mecbûriyetlerinden biri haline geliyor. Câmi, siyasete âlet edilmemeli diyen kefere, câmileri ve tüm dinî kurumları kendi devlet siyasetine istediği doz ve şekilde âlet ediyor ve kullanıyor.

Devlet okuma-yazma seferberliği mi açtı, imam ve vâizler bu konuyu anlatacaktır, keferelerin bayramı mı var, haydi hatib efendi, vâiz bey! Yine aynı yerler, devlet siyaset ve politikasına âlet edilip demokrasinin hizmetinde kullanılarak seçim sandıkları câmilerin içlerine kadar giriyor, hasta haldeki kadının o mekâna girmesi câiz görülmediği halde, seçim ve cezâ gerekçesiyle girmek zorunda bırakılıyor, câmilerde de kurulan sandıklara oy atılarak yapılan bu demokratik seçimler de siyasete güya câmileri âlet etmiyor.

Vaazlarla, dinî konuşma ve din dersleriyle devlete ve kanunlara saygılı, putlara hürmetkâr veya en azından müsâmahakâr, düzene ayarlanmış vatandaş yetiştiriliyor. Allah'ın evi olması, sadece Allah'a çağrı yapılması gereken yerler olan câmiler (72/Cinn, 18), devlet dairesi; Peygamber'in vârisi ve Allah'ın memuru olması gerekenler de kâfir bir devletin memuru haline geliyor. Câmiler bile Allah'ın değil, kefere kanunlarının hâkimiyeti altına giriyor.

Hanefî fıkhına göre devlet namazı olan Cuma namazı, kâfir sistemlerin ve tâğutların râzı olduğu ve sınırlarını tespit ettikleri Amerikancı İslâm için kullanılıyor: Yine devlet namazı olarak fonksiyonunun icrâ ediyor, ama devlet İslâm olmadığı için, Cumalar bile düzenin ekmeğine katmer katmer yağ sürüyor.

Putlara karşı öncelikle savaşması gereken hoca adayları, İmam-Hatip vb. okullarda putların karşısında, bu değişik İslâm'a hizmet etmek amacıyla saygı duruşunda bulunabiliyor. Câhil cemaata \\"nasıl şirkten uzak kalınabilir, mürted olmaktan nasıl kurtulunur\\" onu ilk planda anlatması gereken müftüler, vâizler, imam ve müezzinler, laik düzene, dinsiz devlete, Atatürk inkılâplarına bağlı kalacaklarına dâir taahhüde giriyor, belge imzalamakta tereddüt etmiyorlar. Din eğitimi almak isteyen bir kız, İmam-Hatip ve İlâhiyat Fakültelerinde yine bazı din hocalarının zorlamasıyla başını açmak zorunda bırakılıyor.

Küfre isyânı emreden din, kâfirlerin ve küfrün koltuk değneği, düzenin destek ve dayanağı haline gelmiş durumda. Laiklik ve demokrasi, Din dersleriyle sevdirilirken, Allah ve Rasûlü'nün istediği hakiki dine giden yollar din adına tıkanıyor. Müslümanların kestiği kurbanların derileriyle küfür kurumları biraz daha güçleniyor. Müslümanların vergi kaçırmamaları, devlete yardımcı olmaları her vesileyle din nâmına teşvik ediliyor. Kur'an'ı seçim nutuklarında öpüp alnına koyanlar Kur'an'ı mahkûm ediyor, ahkâmına düşmanlık yapıyor. Karısının ölüm mevlidini okutup, hacı çocuğu olduğunu söyleyen Evren gibi devlet başkanları Şeriatı ve başörtüsünü en anarşinin en büyüğü ilân ediyor.

Özetin özeti olarak kısa ve basit bir çerçevesini çizdiğimiz Atatürk ilkelerine ters düşmeyen, Anayasa ve yasalara uygun ve saygılı bu İslâm, Amerika ve Rusya'nın da râzı olduğu İslâm'dır. Nasıl işgal altındaki Afganistan'da diyânet teşkilâtı ve resmî din okullarında görevli, maaşlarını Rusya'nın karşıladığı, kendilerine hoca denilen insanların öğrettiği dinden Rus komünistlerinin bırakın rahatsız olmayı, çıkarlarına uygun geldiği için teşvik ettiği bir gerçek ise; yine aynı şekilde resmen değilse de fiilen, tüm kurumlarıyla Amerika ve Batının işgali altındaki T.C. ve benzeri yerlerdeki dinî faâliyetlerden de A.B.D. ve Batı râzıdırlar. Halbuki Kur'an, Rasûl-i Ekrem'in şahsında tüm müslümanlardan, hıristiyan ve yahûdilerin milletine (dinine) tâbi olmadıkça onların kesinlikle râzı olmayacaklarını beyan ediyor (2/Bakara, 120).

Yine, laikliğe aykırı olup olmadığı hiç tartışılmadan, büyük tâğut Atatürk ve İsmet İnönü'den beri müftü, vâiz ve imamlara, din öğretmenlerine maaş, makam ve imkânlar veriyorlar. Tabii, Allah'a inanmayan bir düzenin, bu maaşları Allah rızâsı için vermeyeceğine göre, niçin veriyor dersiniz?

Bütün bunların sebebi, yaşanılan, anlatılan, serbest olan, teşvik gören dinin, adına İslâm denilse de İslâm'la alâkası olmayan tahrif edilmiş sahte bir din olduğudur. Aslında, tek hak din olan İslâm'ın, o devirdeki şekli olan gerçek hıristiyanlık nasıl tahrif edilmiştir? Müslümanların tekrar düşünmesi gereken bir husustur. Ve aynı oyun İslâm'a karşı oynanmaktadır. Müslümanlar ise çoktan bu oyuna gelmişler, onları uyaracak olanların kendi horlamaları, şeytanî bir müzik gibi ruhlara dinî(!) gıda ve heyecan vermekte, uyarıcılar icrâ ettikleri mûsikîye ninnileri de güfte ve nağme olarak katmakta, bu sanatlarının karşılığı olarak ücretlerini de efendilerinden almaktadırlar.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Modern Munafıklık veya Amerikancı İslam (1 Bölüm)
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Sevda Yolu :: İlim Deryası :: GENEL KONULAR-
Buraya geçin: