Sevda Yolu

لا إله إلا الله محمد رسول الله
 
AnasayfaSSSAramaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Kapitalizm: Kısırdöngü! Çare: İslâm!

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
hayri mazlum

avatar

Mesaj Sayısı : 42
Kayıt tarihi : 24/02/08

MesajKonu: Kapitalizm: Kısırdöngü! Çare: İslâm!   23rd Mart 2008, 18:26

AKP Hükümetinin, yeni yıl sürprizi olarak halkına hediye ettiği zamlar, zaten kıt-kanaat geçinen halkı biraz daha sıkıntıya soktu. Bu zamların ardından da Hükümete muhalif gruplar seslerini yükseltmeye devam ederlerken, hükümet yanlısı kişi ve gruplar da kendilerince zamlara bir takım bahaneler ürettiler; kendilerini zamların gerekliliğine ikna ettiler. Bunlardan bazısının dillendirdiği -özellikle Ankara otobüs fiyatlarına yapılan %25’lik zam için; “beş yıldır zam yapılmıyordu, Melih Gökçek ne yapsın. Anca bu kadar dayanabildi.” şeklinde- bir takım bahanelerle hem kendilerini hem de başkalarını ikna etmeye çalıştılar…


İnsanlar zamma tepkilerini verirken hep menfaatleri doğrultusunda verdiler. İlk bakışta tepkinin bu minval üzere verilmesi gayet tabii olmasına rağmen şer’i hüküm zaviyesinden kimse bakmadı maalesef… Hâlbuki Müslüman Türkiye halkına, önce enflasyonu ve enflasyonun kaçınılmazı olan zamları doğuran ve olağanlaştıran Kapitalist iktisad nizamının batıllığının ifşa edilmesi, daha sonra İslâm’ın bu konudaki şer’i hükmünün hatırlatılarak iktisadî nizamlar içerisinde kapsayıcı ve köklü çözümü koyucu olanın İslâmî iktisadî nizam olduğu hakikati ortaya konulmalı idi.


Doğalgaza (metreküp fiyatı 61,9 Ykr'den 66,4 Ykr'ye çıkarıldı), Elektriğe (kilovat saati 2007 yılında 12,405 Ykr iken, %19.5 oranında zamlanarak, 14.830 Ykr'ye çıkarıldı), toplu taşımaya (Ankara’da toplu taşıma ücretleri; %25 oranında zamlanarak 1,30 Ykr’den, 1,50 Ykr’ye çıkarıldı), posta hizmetlerine ve diğerlerine yapılan zamlarla boğazına daha bir hınçla çökülen halkın, artık nefes alacak hali kalmamıştır. Zaten aldığı üç kuruşla kıt-kanaat geçinen Türkiye halkı, bu son zamlarla o üç kuruşu da Devlet’e -hatta yurtdışı yabancı sömürgeci şirketlere adeta hibe etmektedir. Gerek iç borçlanma, gerekse dışarıdan alınan kredi ve borçların faizlerine ödenen milyarlarca dolarlar elbette bu halkın alın terinden bu ve benzeri yollarla gasp edilmektedir.


Peki, Müslüman Türkiye halkı tüm bu muamelelere layık mıdır? Layık değildir, layık olmasına amma… hem bu sistemin ceberut yöneticileri, hem -güya- aydın, elitist oportünist burjuva takımı, hem de halkın nabzını tutan, onları dizginleyen ve ’yukardakiler’den emir alan -güya- halkçı/halkın adamı liderciklerin şiddetli karartma ve göz kamaştırma operasyonları sebebiyle puslanan, toza dumana bulanan ortamdan sağlıklı bir bakış açısı bulamamaktadırlar ve bu sebeple de sahih çözüme bir türlü ulaşamamaktadırlar. Halk, kendisine sunulan bal kâsesindeki zehrin farkına varamamakta, ya da balın kavanozunu bal niyetine yalamaktadır. İnsanımızın layık olduğu muameleyi ve yaşam standardını çok görenler, parayı çuvallarla götürürken, bu mütevazı ve mütevekkil halk, elindeki üç kuruşu dahi koruyamamaktadır. Çünkü eli çok hızlı ve ensesi çok kalın birisi -zamlar ve vergiler yoluyla- bu üç kuruşu midesine indirmektedir, ya da doymak bilmez sömürgeci Amerikan’ın midesine indirmektedir.


Ya sendikalar veya benzeri sivil toplum teşkilatlarına ümit bağlamış gariban halk, söylemden başka hiçbir varlık emaresi gösteremeyen, gerçekte ise -istisnalar hariç- Kapitalist dünyada sahne enstrümanlarından birisi olmaktan öteye gitmeyen birkaç kuru gürültüye umut bağlamıştır. Onların ise en fazla yapabildikleri iş bırakma, iş yavaşlatma vs.dir ki bunun da faturası yine halka çıkmaktadır. Çünkü mağdur olan yine halktır. Böylesi bir hareketlenmeden umulan da çıkmaz hiçbir zaman. Bir de bakarsınız ki, kapalı kapılar ardında birileri sizin adınıza anlaşmış ve işi tatlıya(!) bağlamışlardır.


Velhasıl bu mesele de köklü bir çözüme ve köklü bir değişime muhtaçtır, maalesef… Çünkü tezahürleriyle anbean soluklandığımız bütün bu sıkıntılar, hep Kapitalist ya da Komünist ideolojilerin pisliklerindendir.


Bu zamlara dolayısıyla enflasyona gelince; Türk Lirası’nın alım gücünün zaafa uğraması ve dolayısıyla fiyatların artması sorunun adıdır. İşte bu, Kapitalist Sistem’de “enflasyon” diye bilinir. Enflasyona kaynaklık eden ise kâğıt para sisteminin ta kendisidir. Çünkü düşen şey kâğıt paranın alım gücüdür. Fakat altın para sistemi öyle değildir. Bu sebeple altın para sistemi ya da altına endeksli para sistemi enflasyon karşısında yegâne köklü çözümdür.


Altın sisteminde bir devletin, belirli miktarda altına endekslenmiş ve herhangi bir vakitte altına konvertibl bir para birimi olur, böylece örfleşmiş altın birimine bağımlı olduğundan kur fiyatı sabit olur. Meselâ; İslâm’daki Dinar kuru (4,25 g.) altın ile sınırlandırılırken, İngiliz Sterlini (2 g.) saf altına, Fransız Frank’ı da (1 g.) altına denk kabul edilmişti. Bunun için döviz kurları, iktisâdî değişimlerden ve krizlerden etkilenmezdi. Böylelikle hemen hemen her zammın ardından duyduğumuz dövizdeki dalgalanmalar, yok şu borsadaki sarsıntılar ya da siyasî ya da iktisâdî krizler bahaneleri öne sürülemezdi.


Zorunlu kâğıt para sistemi ise, kânun sayesinde herhangi bir maddeyi, değerini devletin kânunundan alan mali mübadele aracı haline getirir, dolayısıyla değeri de devletin ekonomisine ve izlediği siyasetlere göre azalıp artar. Bu sebeple mali evraklar sürekli ve sayısız sebeple inişli-çıkışlı bir seyir izler. İşte bu da her türlü bahanelere açık bir ortamı inşa eder; bugün yaşananlar da bu değil mi zaten!


Altın sistemi, 1944 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde düzenlenen Bretton Woods Konferansı’nda kaldırıldı. Amerika diğer devletlere, yalnızca doların altına konvertibl olmasını şart koştu ve bu, altın kambiyo sistemi olarak adlandırıldı. Binaenaleyh devletler, para birimlerini dolar ile ve az bir miktar altın ile karşılamaya başladılar. Lâkin Amerika, yaşanan her iktisâdî ya da finansal krizden, diğer devletlerin paraları karşısındaki sorumluluğun kendi payına düşenini kabullenmeyip önce Amerikan piyasası içerisinde altının mevcut dolar ile konvertibilitesinden vazgeçti, sonra da şahıslar ve şirketler yani dışarıdaki özel sermayeler için, altının dolar ile konvertibilitesinden vazgeçti. 1971’de ise altının dolar ile konvertibilitesini nihai olarak kaldırdı, yani altın kambiyo sistemini kaldırdı ve zorunlu nakdî evrakları kullanılır hale getirdi. O zaman irili-ufaklı devletler para birimlerinin karşılığı olarak doları kullanıyordu. İktisâdî, siyâsî ve askerî olarak devleşmiş Amerika altın kambiyo sistemini kaldırınca, ya para birimlerinin veya ekonomilerinin çökeceği korkusuyla ya da Amerikan tasallutu korkusuyla, diğer devletler dolardan vazgeçmeye güç yetiremediler; böylelikle bazı devletler dolara yapışmaya ve mali krizlere katlanmaya devam ettiler, diğer bazı devletler de servetlerinin milyarlarca dolar değer kaybetmesi pahasına Amerikan hegemonyasına boyun büktüler. Ve bu da ister istemez dünya para birimlerinin, bu cümleden liranın, dolara bağımlı hale gelmesine yol açmıştır.


Altın sisteminin kaldırılması, yerine zorunlu nakit sisteminin benimsenmesi ve nakdin sömürgecilik araçlarından biri haline getirilmesi sebebiyle Amerika, çıkarlarına göre dünya para birimlerini manipüle etti, nakit emisyonu (sürümü) arttı ve bu da korkunç bir enflasyon ve alım gücü düşüşü ile neticelendi.


Paranın değerini korumamız ve enflasyon sorununu çözmemiz için şu husus kaçınılmazdır:


Allah Subhanehû ve Teâlâ’nın emrettiği Altın Sistemi derhâl geri getirilmelidir. Ebu Dâvud ve en-Nesâî, Tâvûs’tan o da ibnu Ömer’den Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet ettiler:

“Vezn (tartı) Mekke ehlinin veznidir ve mikyâl (ölçek) el-Medîne ehlinin mikyâlidir.” Nitekim Mekke’deki Kurayş, altın dinarlar ve gümüş dirhemler ile işlem yapıyordu, ama nicelik (mikyâl) olarak değil nitelik (vezn) olarak. Benzer şekilde maliyeye müteallik şer’î hükümler, yalnızca altına ve gümüşe endekslenmiştir, başkasına değil. Malların zekât nisabı, diyet miktarı, hırsızın elinin kesilmesini gerektiren miktar gibi... Yine mal biriktirmenin (kenz) haramlığına ilişkin deliller de altın ve gümüş ile ilişkilendirilmiştir. Bilindiği gibi Şeriat, dinarın ağırlığını (4,25 g.) saf altın olarak ve dirhemin ağırlığını da (2,975 g.) saf gümüş olarak sınırlandırmıştır. Altın sisteminin pek çok faydaları vardır. Bunlardan biri, mali fiyat istikrarını korumasıdır. Zira bu sistem, tam anlamıyla enflasyon diye bir şey tanımaz. Nitekim emtia fiyatları, altının değer artışı ile artar ve keza değer düşüşü ile düşer. Meselâ, bir gram altına denk bir mal, altının değeri ne olursa olsun, bir gram altına denk kalmaya devam eder, dolayısıyla para biriminin alım gücü düşmez, binaenaleyh altın sisteminde enflasyon oluşmaz. Altın sisteminin faydalarından biri de, devletlerarası kur fiyatlarını sabit tutması, böylece devletlerarası ticareti geliştirmesidir. Keza altın sistemi, para biriminin değerini de koruma altına alır. Zira para birimini, devlette mevcut altın miktarı ile sınırlı tutar. Dolayısıyla herhangi bir devlet, tam altın karşılığı olmaksızın para basıp piyasadaki emisyon hacmini artıramaz. İşte bu altın sistemi sayesinde, sağlam para (konvertibl para) sorunu çözülmüş olur. Zira devletlerarası para birimi artık altın olur.


Enflasyon krizi, Kapitalist iktisadî sistemin tabiatı gereğidir. Zira bu, insanın sorunlarını çözmekten aciz beşer mahsulü bir sistemdir. Kapitalist devletlerin dünya halkları üzerindeki hegemonyası, kaynaklarına yönelik yağması ve servetlerine yönelik talanı olmasaydı, kendi krizleri bu Kapitalist sistemi mutlaka silip süpürürdü, geçmişte Komünizmin çöküşü gibi, o da çökerdi. Bizler de işte o sömürülen halklardan bir parçayız, kaynaklarımız yağma, servetlerimiz talan altında! Yoksa hangi şer’î, aklî yahut mantıkî ölçü ile, Müslümanlar böylesine fakirlik, geri kalmışlık ve bağımlılık altında yaşıyorlarken, nasıl olur da Müslümanların trilyonlarca dolarlık servetini Amerika-Avrupa ekonomilerinde tedavül eder halde bırakırdık?!


Muhakkak ki bizler, bu yöneticilerin böylesi çözümleri uygulamaya cüret edemeyeceklerinin farkındayız. Zira onlar bağımlılık müptelâsıdırlar ve Kâfirlerin dayattıkları siyasetlere mahkûmdurlar. Yine farkındayız ki dosdoğru, uygulanabilir ve kolaylaştırılmış bu şer’î çözümler, Ümmet’e karşı ihlâslı bir devletin benimseyebileceği çözümlerdir. Hiç kuşkusuz o devlet; Ümmet’in Akidesi üzerine kurulan, Ümmet’in ideolojisini benimseyen, Allah’ın hükümlerini Ümmet üzerine tatbik eden, böylece Müslümanları Kâfirlere bağımlılıktan, aciz Kapitalist sistem ve onun fasit finans siyasetleri ile bağlarından kurtarmak üzere bu çözümleri uygulama mevkiine getiren Raşidî Hilâfet Devleti’dir.


Bizler âdetimiz olduğu üzere çağrımızı yineliyoruz, artık söz sizde… Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur:

Aralarında hüküm vermesi için Allah’a ve Rasulü’ne davet edildiklerinde mü’minlerin sözü ancak; ‘İşittik ve İtaat ettik’ demeleridir. İşte, onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. (en-Nûr 51)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
..::UYANIŞ::..
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 110
Kayıt tarihi : 07/02/08
Yaş : 28

MesajKonu: Geri: Kapitalizm: Kısırdöngü! Çare: İslâm!   6th Nisan 2008, 15:09

elbet her batıl sistem gibi Kapitalizm de tarihin çöplüğüne gömülecektir inşaAllahu Teala..Şüphesiz Bu Allaha hiç de zor değildir!..
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://sevdayolu.forume.biz
silvanlı



Mesaj Sayısı : 6
Kayıt tarihi : 15/01/09

MesajKonu: Geri: Kapitalizm: Kısırdöngü! Çare: İslâm!   13th Şubat 2009, 20:40

s.a. muhakkakı olacvak kardeşler kımsenın şuphesı yok ama ne varkı kafır ıdeolojısını uyle bır koruyorkı muslumanlar hıçte hıseetmıyorlar ..tabı duyarlılar harıç....ve gerçek şukı bu buyuk bır sancıdır..
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Kapitalizm: Kısırdöngü! Çare: İslâm!
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Sevda Yolu :: Siyaset :: SİYASİ GÜNDEM-
Buraya geçin: